|
ATATÜRK İLKELERİ
DEVRİMCİLİK
Devrimcilik, Mustafa Kemal'in mücadele
sisteminin, hedeflerinin özünü kapsar. Bu ilkelerin gelecekte de
sürdürülmesini ve geliştirilmesini sağlar. Burada ilim, ilmi
aramak kilit rol oynar. İlim gerçeği bulma yolunda sistematik
bir eleştirelliği, kuşkuculuğu beraberinde getirir. Toplum ve
devletin örgütleri çağın gerisine düşmemeli, kendisini sürekli
yineleyebilmelidir. Statik bir cemiyetin kurulmasına karşı çıkan
Devrimcilik ilkesi, durmaksızın bilimin, yeniliğin peşinde
koşmanın, çağa ulaşmanın motor gücünü içinde taşır. Gericiliğe
set çeker, yönetim örgütlerinin durağanlaşmasını önleyip, Türk
ulusunun ufuklarını açar. Atatürk ilkelerine ve Devrimcilik
ilkesine karşı çıkanları şöyle uyarır:

"Eğer onlara karşı benim şahsımda birşey anlatmak
isterseniz, derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların
olumsuz yönde atacakları bir adım, yalnız benim şahsi gayeme
değil, o adım benim milletimin hayatıyla alakadar, o adım benim
milletimin hayatına bir kasıl, o adım benim milletimin kalbine
havale edilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle aynı
düşüncede olan arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka ve mutlaka o
adımı atanı tepelemektir. Sizlere bunun da fevkinde bir söz
söyleyeyim. Farzı muhal eğer bunu sağlayacak kanunlar olmazsa,
bunu temin edecek meclis bulunmazsa, öyle menfi adım atanlar
karşısında herkes çekilse ve ben yalnız kalsam, yine tepeler ve
yine öldürürüm."

Atatürk'e göre Devrimcilik, ihtilalden öteye geçen bir
mana içeriyordu. Dünya gereklerinden doğan ihtiyaçların
karşılanması yolunda yönetim biçimi, yasalar ve hemen her alanda
alınacak kararlar Devrimcilik ilkesi sayesinde hayata
geçirilecek, topluma benimsetilecekti. Türk halkı uygar bir
halktı ama bazı devletler, özellikle Batı, bu uygarlığı
tanımakta güçlük çekiyor, ayak diretiyordu.
Devrimcilik
ilkesi, Türk ulusunun uygarlık sınavını nasıl verdiğini ortaya
koyacak ve haklılığını tüm dünyada tanıtlayacak metodun adıydı.
Kapsayıcı bir bütünlülüktü. Çağdaş uygarlığın Türkler'in çok
dışında, çok yabancısı olmadıkları, uygulanan devrimler
sayesinde dostça ve düşmanca anlaşılacaktı. Atatürk'ün
Devrimcilik ilkesi; maceraları, sadece teoride kalan
nazariyeleri, süslü lafları kapsamazdı. Devrimcilik yaşanan ,
içinde geçilen hayli güç süreçte toplumun önüne dikilen
engelleri nasıl kaldırdığının örneği, mücadele metodunun adıydı.
Üye Ol
"Devrimin yasası, öbür yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe,
bizim kafalarımızdaki akımı bozmadıkça, başladığımız devrim ve
yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki çağlarda da
böyle olacaktır."

CUMHURİYETÇİLİK
Cumhuriyetçilik yeni Türk Devleti'nin temel özelliğidir.
Tarihçiler Cumhuriyetçilik ilkesinin üç açıdan önemine işaret
ederler. Öncelikle tarihsel hanedan devletine bu ilkeyle tepki
konulmakta ve tarihteki diğer Türk devletlerinden ciddi kopuş
yaşanmaktadır. Tarih boyunca Türk devletleri hanedan yapısına
sıkı sıkıya bağlı kalmışlar ve genelde kurucularının isimlerini
almışlardı. Oysa çağın gerekleri doğrultusunda oluşturulan
Cumhuriyet ile artık Türk insanı yüzünü Batı'ya çevirmiş ve
geçmişiyle arasında temel bir farklılık noktası koymuştur. Yeni
devlet kişilerin iki dudağından çıkan ani ve keyfi kararlarla
yönetilemeyecek, halkın yönetimi esas olacaktır.

Ayrıca Cumhuriyetçilik ilkesi çağdaş Batılı anlamda
egemenlik sorununu da için almaktadır. Bilindiği gibi egemenlik
kuramı beraberinde egemenliğin kime ait olacağı sorununu da
getirmektedir. Atatürk, egemenliğin, "Kayıtsız şartsız ulusun"
olduğunu belirterek, egemenliğin kaynağı ve şeklini
yanıtlamıştır. Ne Osmanlı döneminde ne de dinsel anayasanın
geçerli olduğu zaman diliminde egemenlik tam anlamıyla halka ait
olmamıştır. Yine Cumhuriyetçilik ilkesinin bir diğer kazanımı da
çağdaş anlam taşıyan bir "anavatan" kavramına ulaşılmasıdır.

Çağdaş "anavatan" demek verili bir toprak, sınırlar
çerçevesinde vatan kavramının kalplerde ve düşüncelerde somut
bir şekilde kavranabilmesi demektir. İmparatorluk döneminde
vatan mefhumuyla kastedilen olgu doğulan, içinde yaşanılan köy,
kasaba veya şehirdi. Oysa artık vatan doğulan, yaşanılan yerle
sınırlı kalmayıp, sınırlar içerisinde bulunan tüm topraklara
verilen addı. Zaten Türkler ulusal kurtuluş mücadelesini de,
kendilerini bir ulus olarak görmeyen Batılı devletlere karşı,
bağımsızlıklarım kazanıp, bu sınırlar içinde kalan vatana
ulaşmak için yürütmemişler miydi? Atatürk'ün kendi sözlerinden
Cumhuriyet ve Cumhuriyetçilik ilkesinin özellikleri şöyle
alınabilir:

"...Cumhuriyet rejimi, yurdumuzda, esenlik ve
sükunun en iyi yerleşmesini sağlamış bulunuyor. Yurttaşlar ve bu
yurtta oturanlar, cumhuriyet yasalarının eşit koşulları altında
kendileri için hazırlanan, özgürlük, gönenç ve mutluluk
olanaklarından elden geldiğince yararlanmaktadırlar.

Ulusumuzun layık olduğu yüksek uygarlık ve gönenç
düzeyine varmasını alıkoyabilecek hiçbir engel düşünmeye yer
bırakılmadığını ve bırakılmayacağını karşınızda söylemekle
mutluyum."

LAİKLİK
Türkiye,
Anayasamız'da belirtildiği üzere laik bir devlettir. Laiklik
tarihte ve günümüzde zaman zaman yanlış anlaşılmış ve yanlış
uygulanmış bir ilkedir. Bu nedenle bu ilkeyi ve sonuçlarını
detaylı olarak incelemekte yarar vardır.
Öncelikle
belirtmek gerekir ki, laiklik ilkesinin temel amacı, gerçekte
inancı özgürleştirmektir. Laiklik, Devletimiz'in
vatandaşlarını bir dini benimseme, bu dinin gereklerini yerine
getirme ya da getirmeme konusunda kendi vicdanları ile başbaşa
bırakmak ve onlara özgür bir seçim yapma şansı vermektedir.
Devlet belirli bir dine ya da mezhebe imtiyaz tanımadığı için,
herkes sahip olduğu inanca göre yaşama imkanı elde etmektedir.
Dikkat edilirse
aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahip olduğu bu laiklik
modeli, İslam dininin özüne de son derece uygundur. Çünkü İslam,
inanç için özgür iradeyi ve vicdani bir kabulü şart koşar. Bir
insanın İslam'ı din olarak benimsemesi tamamen kendi özgür
iradesi ile olmalıdır. İslam'ı kabul ettikten sonra da, Kuran'da
emredilen ibadetleri uygulaması ya da men edilen yasaklardan
(hırsızlık, cinayet gibi toplumsal bir suç oluşturmuyorsa)
sakınması tamamen kendi vicdanıyla olmalıdır. Elbette
Müslümanlar birbirlerini Kuran'da anlatılan ahlaki vasıfların
uygulanması için uyarabilir, teşvik edebilirler. Ama asla bu
konuda bir zorlama yapılamaz. Ya da dünyevi bir imtiyaz
tanınarak, kişi dini uygulamaya yönlendirilemez.
Bunun aksi bir
devlet modeli varsayalım. Örneğin insanların zorunlu olarak
Müslüman, ya da Hıristiyan yapıldığı bir ülkeyi düşünelim.
Dahası bu dinlere inanan kişilerin, dinlerin kurallarına göre
yaşamaları için de zorlandıklarını farzedelim. Diyelim ki söz
konusu devlet modeli, toplumdaki insanları namaz kılmaları ya da
kiliseye gitmeleri için özel polis güçleriyle, inzibat
kuvvetleriyle zorlasın. Ya da biraz daha "ılımlı" bir yöntem
benimseyip, namaz kılanlara ya da kiliseye gidenlere özel bir
devlet ikramiyesi versin. Böyle bir devlet laikliğe tamamen
aykırı bir devlet olacaktır. Dahası, bir o kadar da dine aykırı
olacaktır.
Bunun nedeni,
zorla ya da menfaat karşılığı elde edilen bir dini inancın ya da
ibadetin, İslam'a göre hiçbir değerinin olmayışıdır. Çünkü
inanç ve ibadet, sadece Allah'a yönelik olduğunda bir değer
taşır. Eğer devlet insanları inanca ve ibadete zorlayacak
olursa, bu durumda insanlar devletten korktukları için dindar
olurlar. Din açısından makbul olan ise, vicdanların tamamen
serbest bırakıldığı bir ortamda dinin yaşanmasıdır.
Bu nedenledir
ki, Devletimiz'in sahip olduğu laiklik ilkesi, hem vicdan
özgürlüğü gibi temel bir insani değere hizmet ettiği, hem de bu
değere büyük önem veren İslam diniyle uyum içinde olduğu için,
her Türkiye vatandaşının benimsemesi ve savunması gereken bir
ilkedir.

HALKÇILIK
Kurtuluş
Savaşı, ulusal niteliği gereği, tek bir sınıfa ya da gruba
dayanmayıp, toplumun tüm kesimlerini içine alan geniş ittifakın
ürünü olarak kazanılmıştır. Bu nedenle Atatürk'ün halkçılık
ilkesi kaynağını kurtuluş mücadelesinde bulmuştur.
"Bizim
halkımız, yararları birbirinden ayrılır sınıflar halinde değil,
tersine varlığı ve gayretleri birbirine gerekli olan sınıflardan
oluşur. Bu dakikada dinleyenlerim, çiftçilerdir, sanatkarlardır,
tüccarlardır ve işçilerdir. Bunların hangisi, ötekisinin
karşısında olabilir. Çiftçilerin, sanatkarlara; sanatkarların
çiftçilere ve çiftçinin, tüccara ve bunların hepsinin, ötekine
ve işçiye ihtiyacı olduğunu kim yalanlayabilir?"
Halkçılık;
cumhuriyetçilik ilkesinin içerdiği demokratik özgürlükçü,
çoğulcu yönetimin yasalardaki bir hak olmaktan çıkarılıp,
işlerliğe kavuşturulmasını; yönetimde, siyasada, kalkınmada,
gelirlerin dağılımında, devlet ve ulus imkanlarının
kullanılmasında halk yararının gözetilmesini amaçlar. Bu amaç
doğrultusunda devleti, önlemler almak, yasalar çıkarmak,
düzenlemelere gitmek, engelleri ortadan kaldırmakla görevli
kılar."

MİLLİYETÇİLİK
Bu
ilkenin de kökeni Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde
ortaya çıkan batılılaşma hareketlerine dayanır. Bu hareketlere
tepki olarak beliren Milliyetçilik düşüncesinin aydın kesimdeki
savunucuları arasında Mustafa Kemal'de vardı. Özellikle, Namık
Kemal, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp gibi yazarların
düşüncelerini benimseyen Atatürk'ün, tarihsel gerçeklerden
kaynaklanan şu sözleri o dönemi yansıtır. "Özellikle bizim
ulusumuz, ulusal anlayışa sırt çevirmenin çok acı cezalarını
gördü. Osmanlı İmparatorluğu içindeki çeşitli topluluklar, hep
ulusal ilkelere sarılarak, ulusçu ilkenin gücüne dayanarak
kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu sopa ile içlerinden
kovulunca anladık. Gücümüzü yitirdiğimiz anda, bizi
aşağıladılar, küçük gördüler. Anladık ki, suçumuz kendimizi
unutmamızmış. "
Atatürk'ün
Milliyetçilik ilkesi ulusal kişilik ve benlik duygusunun
ifadesidir. Bir ulusun diğer uluslara bakarak, doğal ve
kazanılmış özel karakterlere sahip olması, diğer uluslardan
farklı bir varlık meydana getirmesi, genellikle onlardan ayrı
olarak onlara paralel gelişmeye çalışması anlayışına
milliyetçilik ilkesi denir.
"Türk
ulusunun yönetiminde ve korunmasında, ulusal birlik, ulusal
duygu, ulusal kültür en yüksekte göz diktiğimiz ülküdür" derken
de ön plana çıkarılan Ulus kavramıdır. Bu kavram her koşulda
vurgulanmış, tüm eylemlerde ulus dayanak alınarak, sonuç-başarı
ulusa mal edilmiş, odak noktası olarak "Ulus" kavramı
benimsenmiştir.
Atatürk'ün
Milliyetçiliği aynı zamanda geniş bir hoşgörüye de sahiptir.
"Gerçi,
bize ulusçu derler ama biz öyle ulusçularız ki bizimle işbirliği
yapan tüm uluslara saygı gösteririz. Onların bütün ulusal
gereklerini tanırız. Bizim ulusçuluğumuz, herhalde, bencil ve
kendini beğenmiş bir ulusçuluk değildir.

DEVLETÇİLİK
Türkiye'nin ekonomik konulara ilişkin sorunlarını düzenlemek
amacıyla 17.2.1923 tarihinde toplanan İzmir İktisat Kongresi'nde
açılış konuşmasını yapan M. Kemal; ülkenin imparatorluk
döneminden devraldığı sorunları ve çözüm aşamasındaki dikkate
alınacak ilkeleri belirlerken, ulusun tüm bireylerinin ve
olanaklarının kalkınma için, bir program çerçevesinde seferber
edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Ekonomik
kalkınmayı, çok kısa zamanda kalkınmayı öngören Atatürk buna
uygun olarak Devletçilik ilkesini benimsemiştir. Bu takdirde
karşı karşıya kalınacak güçlük şudur: "Devletle bireyin
karşılıklı faaliyet alanlarını ayırmak..." İlke olarak devlet,
bireyin yerini almamalıdır. Fakat bireyin gelişmesi için, genel
şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de bireyin kişisel
faaliyeti, ekonomik kalkınmanın asıl kaynağı olarak
kalmalıdır...
Devletle
birey, birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır."
Devletçilik ülkenin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle zorunlu
bir gereksinimdir. Başarılı olması için akılcı ve özverili bir
çalışma gerekliydi. Özellikle Birinci ve İkinci Sanayi Planları,
uygulamada önemli yatırımların gerçekleştirilmesini sağladı. "
Bizim
izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik kişisel gayret ve
faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman
içinde, ulusu refaha ve ülkeyi bayındırlığa eriştirebilmek için,
ulusun genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde
özellikle ekonomik alanda, devleti doğrudan ilgili kılmaktır."
Devletçilik
ilkesi Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş ve o dönem için
Türkiye'ye özgü bir sistem olup, devletle bireyin birbirine
karşı değil, birbirini bütünleyici olması nedeniyle de
dönemindeki ekonomik sistemlerden ayrılmaktadır.

|